Bilinç Parçada İse Akışı Değil, Yükü Yaşar

Akış, varoluşun doğal hâlidir.
Olan olur, oluş açılır, hayat kendi ritmiyle sürer.
Bu akışta bir ağırlık yoktur; ağırlık, akışın kendisinde değil, bilincin nerede durduğunda ortaya çıkar.
Bilinç parçada durduğunda, akışı bütün olarak göremez.
Parçayı bütün zanneder ve onun sorumluluğunu üstlenir.
Olanı olduğu gibi yaşamak yerine, olanı taşımaya başlar.
İşte bu taşıma hâli, yükün kendisidir.
Parçalı bilinçte zaman ardışık bir baskıya dönüşür.
Geçmiş hatıra olarak sırtlanır, gelecek beklenti olarak omuzlara yüklenir.
An, artık yaşanan değil; iki yük arasında sıkışmış bir geçit hâline gelir.
Bu durumda akış devam eder, fakat bilinç akışı yaşayamaz.
Yük, olanın fazlalığı değildir.
Yük, bilincin olanla kurduğu özdeşliktir.
Aynı olay, bilinci yerinde olan için seyir iken;
bilinci parçada olan için ağırlığa dönüşür.
Bilgi de bu hâlde yük üretir.
Bilgi, yön olmaktan çıkar, kimlik olur.
İnsan bildiklerini taşır, savunur, onlarla kendini tanımlar.
Böylece bilgi artar; fakat özgürlük derinleşmez.
Bilinç parçada iken eylem de zorlanır.
Müdahale, doğal bir hareket olmaktan çıkar;
mücadeleye, kontrol çabasına dönüşür.
Çünkü bilinç, olanla barışık değil; olanla kavga hâlindedir.
Bilinç yerini fark ettiğinde ise yük çözülür.
Akış kesilmez; sadece taşınmaktan vazgeçilir.
Olan yine olur, hayat yine devam eder;
fakat bilinç artık yük değil, seyir yaşar.
Sonuç olarak akış herkes için aynıdır.
Farklı olan, akışın nasıl yaşandığıdır.
Bilinç parçada ise akışı değil, yükü yaşar.
Mahmut Turut-2026