top of page

Bilinç yerine geçerse her şey olduğu gibi görünür; yani bütünün parçasıdır.

Bilinç yorum yapmaz, seyreder; bu hâl istirahat hâlidir.”

Bilinç yerine geçtiğinde, artık bir şey yapmaz; çünkü yapılacak bir şey kalmaz. Yapma ihtiyacı, bilincin yerinden çıkmasının sonucudur. Yerinden çıkan bilinç, fenomene müdahale eder; onu yorumlar, düzeltir, olması gerekene uydurmaya çalışır. Yerine geçen bilinç ise müdahaleyi bırakır. Bu bırakış, edilginlik değil; tam uygunluk hâlidir.

Bilinç yerine geçtiğinde görünen şey değişmez; değişen, görmenin yüküdür. Fenomen, daha önce de oradaydı. Fakat parçada duran bilinç, fenomeni merkeze taşır ve ona anlam yükler. Bu anlam, varlığın anlamı değil; bilincin kendi ağırlığıdır. Bu yüzden parçada bakış, yorucudur. Çünkü bilinç, varlığı taşımaya çalışır.

Yerine geçen bilinçte ise taşıma yoktur. Bilinç, varlığı sırtına almaz; varlığın içinde yerini alır. İşte bu yer alışla birlikte fenomen, bütündeki konumundan görünür. Artık ne rastlantı vardır ne yanlışlık. Olan, bütüne bağlı olarak olduğu gibidir. Bu görme, zihinsel bir kavrayış değil; ontolojik bir dinlenmedir.

Seyir, bu dinlenmenin adıdır. Seyirde bilinç konuşmaz, yargılamaz, ayırmaz. Bilgi geri çekilir, fakat kaybolmaz. Bilgi sessizleştiğinde, bilinç istirahat eder. Bu istirahat, pasiflik değil; yükten arınmış uyanıklıktır. Bilinç burada hem açıktır hem sakindir.

Bu hâlde “bütünün parçası” olmak, bütünden kopmuş bir parça olmak değildir. Aksine, parça olmanın bütüne ait olduğunu fark etmektir. Bilinç, kendini merkez olmaktan çıkarır; merkezsizliğe geçer. Merkez kaybolduğunda çatışma da kaybolur. Çünkü çatışma, merkezin iddiasıdır.

Sonuç olarak:

Bilinç yerine geçtiğinde dünya değişmez.

Değişen, dünyayı taşıma zorunluluğunun düşmesidir.

Yorum susar, seyir başlar.

Ve seyir, bilincin istirahat hâlidir.

Mahmut Turut, 2025

bottom of page