Bilincin Konumu ve İnsan

İnsan hayatın içinde birçok şey üretir. Fabrikalar kurar, hastaneler açar, binalar yapar ve çeşitli sistemler oluşturur. Bu tür üretimler bilgiye dayanır. Planlama, deneyim, strateji ve hafızada biriken bilgiler sayesinde bu kurumlar ortaya çıkar. Bu nedenle fabrikaların ya da hastanelerin kurulması doğrudan bilincin yerinde olup olmamasıyla ilgili değildir. Bu tür işler çoğu zaman bilgi, planlama ve ortak kurallar sayesinde gerçekleşir.
Fakat insanın bu kurumlarla kurduğu ilişki başka bir konudur. Zihin sürekli kimlik üretir, değer üretir ve zamanla yük oluşturabilir. İnsan kurduğu işlerle özdeşleşebilir; başarıyı, gücü veya sorumluluğu kendi kimliğinin bir parçası hâline getirebilir. Böyle bir durumda ortaya çıkan yük zamanla insanı zorlayabilir. İnsan kendi kurduğu sistemlerin içinde dağılabilir, yorulabilir veya psikolojik olarak yıpranabilir.
İşte burada bilincin konumu önem kazanır. Bilinç yerinde olduğunda insan kimlikleri, değerleri ve ortaya çıkan yükleri görebilir. Bu durumda zihin üretmeye devam etse bile insan bunlarla özdeşleşmez. Kimlik de, değer de, sorumluluk da birer fenomen olarak görülür. Bu nedenle bilincin yerinde olması insanın üretmesini engellemez.
Fabrikalar yine kurulabilir, hastaneler yine açılabilir, sistemler yine kurulabilir. Fakat bilinç yerinde olduğunda insan bu kurumların yükü altında ezilmez ve onlarla özdeşleşmez. Kısacası bilincin yerinde olması kurumları kurmak için değil, insanın kendisini koruyabilmesi için önemlidir. İnsan bilgi sayesinde üretir; fakat bilincin yerinde olması insanın kendi kurduğu dünyanın içinde kaybolmasını engeller.
Bu nedenle denebilir ki:
Bilgi kurumları kurar. Bilincin yerinde olması ise insanın o kurumların yükü altında ezilmesini engeller.
Bilinç yerinde olduğunda kimlikler, değerler ve sorumluluklar birer fenomen olarak görülür. Böylece insan hem üretir hem de psikolojik yüklerin altında kalmadan yaşamını sürdürebilir.
Mahmut Turut 2026