Bilincin Yeri, Yaşantının Biçimi

Bilinç neredeyse, biz onu yaşarız.
Ya taşıyıcı oluruz ya da seyirci.
İnsanın yaşadığı hayat, dış koşulların sonucu değildir. Aynı olaylar, aynı insanlar, aynı zaman; fakat yaşanan şey farklıdır. Bu fark, bilincin nerede durduğundan doğar. Bilinç, hangi konumdaysa hayat oradan yaşanır.
Bilinç fenomenler arasında olduğunda, insan taşıyıcı hâline gelir. Olan, bilincin içine girer; düşünceler, duygular, görüntüler birbirine karışır. Bilinç, olanla özdeşleşir ve onu taşımaya başlar. Bu yüzden her olay bir ağırlık, her durum bir yük olarak deneyimlenir. Hayat, yaşanan bir oluş olmaktan çıkar; yönetilen, açıklanan ve taşınan bir süreç olur.
Bilinç yerinde olduğunda ise insan seyirci olur. Fenomenler yine vardır; düşünceler, duygular, olaylar yine görünür. Fakat bilinç onların arasında değildir. Olan, bütünün zamandaki görünümü olarak belirir. Bilinç, olanı sahiplenmez, düzeltmeye kalkmaz, anlam yüklemez. Bu nedenle yük yoktur. Hayat, anlatı değil; doğrudan yaşantıdır.
Taşıyıcı olmak bir karakter özelliği değildir. Seyirci olmak da özel bir beceri değildir. Her ikisi de bilincin konumunun doğal sonucudur. Bilinç parçada durduğunda taşıma başlar. Bilinç yerinde durduğunda seyir kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu yüzden mesele, ne yaşandığı değil; yaşananın nereden yaşandığıdır.
Bilinç neredeyse,
biz oradayız.
Ya yükteyiz
ya seyirde.
Mahmut Turut
2026