Bilincin Yerinin Fark Edilmesi

Bilincin yerinin fark edilmesi, dış dünyada bir düzenleme yapmak değildir.
Bu fark ediş, nesnelerin, olayların ya da ilişkilerin değişmesi anlamına gelmez.
Değişen tek şey, bilincin nereden baktığını görmesidir.
Bilinç, yerini fark etmediğinde, kendini parçada sanır.
Bu durumda olan biten her şey, bilincin üzerine düşer.
Zaman taşınır, anlam yük olur, bilgi ağırlık kazanır.
Her şey olması gerektiği gibi akarken bile, bilinç için bir düzensizlik hissi vardır.
Çünkü sorun olan şey, olanın kendisi değil;
bilincin olanla kurduğu özdeşliktir.
Bilincin yerinin fark edilmesiyle birlikte bu özdeşlik çözülür.
Bilinç, artık parçanın içinde değil;
bütüne dayalı bir bakışta durduğunu görür.
Bu görme, yeni bir bilgi değildir;
aksine, bilginin merkezden çekilmesidir.
İşte bu noktada “her şey yerli yerinde” olur.
Çünkü:
•Zaman, taşınan bir yük olmaktan çıkar;
•Bilgi, kimlik olmaktan çıkar;
•Anlam, zorla üretilen bir şey olmaktan çıkar.
Olan, olduğu gibi görünür.
Ne eklenir, ne çıkarılır.
Fenomenler artık sırtlanılmaz; seyredilir.
Bu hâlde düzen, dışarıdan kurulmaz.
Düzen zaten vardır.
Sadece bilincin, kendini yanlış yerde konumlandırması, bu düzeni görünmez kılmıştır.
Bilincin yerinin fark edilmesi, bir “olgunlaşma” ya da “gelişme” değildir.
Bu, bir kazanım değil; bir çekilmedir.
Bilincin, araya giren merkez olma iddiasından geri çekilmesidir.
Geri çekilen bilinçle birlikte:
•Akış serbest kalır
•Anlam kendiliğinden doğar
•Eylem zorlanmadan olur
Bu yüzden bu hâlde hayat daha “doğru” yaşanmaz;
daha doğal yaşanır.
Sonuç olarak:
Bilincin yerinin fark edilmesi,
her şeyin düzelmesi değildir.
Her şeyin zaten yerinde olduğunun görülmesidir.
Mahmut Turut2026