Bilincin zamandan bakması yüktür; olanı taşımasıdır.

Zaman, bilincin dayanak noktası hâline geldiğinde bilinç artık olanla doğrudan temas etmez. Olanı yaşamak yerine onu geçmişe bağlar, geleceğe taşır, neden–sonuç zincirleri içine yerleştirir. Bu durumda bilinç, olanı olduğu gibi seyretmez; ona anlam, değer ve yön yükler. İşte bu yükleme, bilincin taşıma hâlidir.
Taşıma başladığında yaşam durur. Hayat, doğrudan yaşanan bir akış olmaktan çıkar; anlatılan, hatırlanan ve beklenen bir hikâyeye dönüşür. Bilinç, olanın önünde durur ve onu sırtlanır. Olan artık akış değildir; sorumluluk, kaygı, hedef ve beklenti hâline gelir. Yük, tam olarak burada oluşur.
Bilincin zamandan bakması, bilincin kendini merkez almasıdır. “Ben yaşıyorum”, “ben yapıyorum”, “ben taşıyorum” diyen bir bilinç vardır. Oysa olan, bilincin ürettiği ya da yönetmesi gereken bir şey değildir. Olan, bütüne ait bir akıştır. Bilinç bu akışla özdeşleştiğinde onu taşır; aradan çekildiğinde ise seyir başlar.
Bu nedenle yük, olanın kendisi değildir. Yük, bilincin konumudur. Bilinç zamana yaslandığında yük vardır; bilinç zamandan çekildiğinde yaşam ortaya çıkar. Seyir, bilincin zamansal bakışı bıraktığı anda kendiliğinden belirir.
Mahmut Turut-2026