top of page

Birisi beni anlasın demek şu demektir bana bütünsel bilinçten bak demektir

“Beni Anla” Demek: Bütünden Bakma Daveti

“Birisi beni anlasın” demek, yüzeyde bir iletişim talebi gibi görünür. Oysa bu söz, derinlikli bir farkındalık düzeyinde ele alındığında, bir duygu ya da beklenti cümlesi olmaktan çıkar; ontolojik bir çağrıya dönüşür. Çünkü burada istenen, bir bilginin aktarılması değil, bir bilinç konumunun paylaşılmasıdır. Bu nedenle “beni anla” demek, özünde şunu söylemektir: “Bana parçadan değil, bütünden bak.”

Parçalı bilinçte bakış, daima karşısındakini bir nesneye indirger. Kişi, kendisini merkez alır; anlamı, yargıyı ve olması gerekeni bu merkeze göre kurar. Bu bakışta “anlamak”, karşıdakini kendi zihinsel şemalarına yerleştirmek demektir. Yani kişi, anladığını sanırken aslında yalnızca kendi anlamlandırmasını çoğaltır. Bu durumda “beni anla” talebi, kaçınılmaz olarak boşa düşer; çünkü parça, başka bir parçayı bütünüyle kavrayamaz.

Bütünsel bilinçte ise durum kökten farklıdır. Burada bilinç, kendisini merkeze koymaz; merkezin kendisi olduğunu iddia etmez. Bilinç, yerini fark eder. Yerini fark eden bilinç, karşısındakini bir nesne olarak değil, bütünün içindeki bir görünüm olarak seyreder. Bu seyirde anlam yükleme yoktur; yargı yoktur; karşılaştırma yoktur. Sadece yerli yerinde görme vardır. İşte bu bakışta “anlamak”, açıklamak ya da tanımlamak değildir; temas etmektir.

Bu yüzden bir insanın “beni anla” demesi, çoğu zaman farkında olmadan şunu istemesidir: “Beni tanımlama, beni çözümleme, beni düzeltme; sadece bütünden bak ve yerimi gör.” Çünkü insan, en çok da parçalı bilinç tarafından anlaşılmadığını hisseder. Parçalı bilinç, gördüğünü kendine göre ayarlar; karşısındakini kendi olması gerekene uydurur. Bu da karşısındakinde yük oluşturur. Anlaşılmama hissi, bu yükten doğar.

Bütünsel bilinçte ise yük yoktur. Çünkü burada olan, zaten olması gerekendir. Bütünden bakıldığında, hiçbir şey yanlış yerde değildir. İnsanlar da, olaylar da, sözler de, sessizlikler de… Hepsi bütündeki yerinde görünür. Böyle bir bakışta “anlamak”, bir çaba değil; bir sonuçtur. Bilinç bütüne geçtiğinde, anlama kendiliğinden olur. Bu nedenle bütünsel bilinçte “beni anla” deme ihtiyacı da ortadan kalkar. Çünkü kişi, anlaşılmayı talep etmez; anlaşılma hâli zaten mevcuttur.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Bilgi ile anlam arasındaki ayrım. Bilgi, parçaya aittir; öğrenilir, aktarılır, çoğaltılır. Anlam ise bütüne aittir; öğretilmez, işaret edilir. Bir insan seni bilgi düzeyinde anlayabilir; söylediklerini çözümleyebilir, kelimelerini doğru yorumlayabilir. Ama bu, seni bütünsel olarak anladığı anlamına gelmez. Bütünsel anlayış, sözle değil; bilinç konumuyla mümkündür.

Bu nedenle sözler çoğu zaman yetersiz kalır. İnsan anlatır, açıklar, tekrarlar; yine de anlaşılmadığını hisseder. Oysa sorun sözde değil, dinleyenin bilinç konumundadır. Bütünden bakmayan bir bilinç, ne kadar açık anlatılırsa anlatılsın, bütünü göremez. Çünkü söz, bütünü içermez; bütünü işaret eder. İşaretten işaret edilene geçmek ise, dinleyenin farkındalığına bağlıdır.

Sonuç olarak, “birisi beni anlasın” demek, derin bir ontolojik arzuyu ifade eder: bütünde görülme arzusu. Bu, egonun değil; yükten yorulmuş bilincin sesidir. Bu ses, bir talep değil, bir davettir. Karşısındakine şunu söyler: “Benimle aynı yere gel; aynı yerden bak.” Oraya gelindiğinde, artık kimse kimseyi anlamaya çalışmaz. Çünkü bütünde, anlama diye bir sorun yoktur. Orada sadece seyir vardır.

Ve seyirde, her şey zaten yerli yerindedir.

Mahmut Turut 2025

bottom of page