top of page

Ego: Bilincin Oluşla Özdeşleşmiş Hâli

Ego, çoğu zaman psikolojik bir yapı, bastırılması ya da aşılması gereken bir sorun gibi ele alınır. Oysa ontolojik düzlemde ego, ayrı bir varlık değildir. Ego, bilincin oluşla özdeşleşmiş hâlidir. Başka bir deyişle ego, bilincin yanlış bir içerikle değil, yanlış bir konumla durmasıdır.

Oluş, varoluşun doğal açılımıdır. Akış sürer, fenomenler görünür olur, zaman işler. Bu süreçte hiçbir şey bilincin müdahalesine ihtiyaç duymaz. Ancak bilinç parçada durduğunda, bu oluşu bütünün açılımı olarak değil, kendisine ait bir süreç olarak algılar. İşte bu sahiplenme anında ego doğar.

Ego, “olan” ile bilinç arasındaki mesafenin kapanmasıdır. Mesafe kapanınca seyir mümkün olmaz. Bilinç, oluşu seyretmek yerine onu taşımaya başlar. Fenomenler çağrı olmaktan çıkar; sorun, tehdit ya da kimlik hâline gelir. Yük, burada ortaya çıkar. Yük olan şey oluşun kendisi değil, bilincin oluşla kurduğu özdeşliktir.

Bu nedenle ego, bilinci güçlendirmez; onu daraltır. Bilinç artık bütünden bakamaz, yalnızca parça üzerinden yaşar. Zaman ardışık bir baskıya dönüşür, bilgi kimlik olur, anlam zorlanır. Aynı oluş, bilinci yerinde olan için seyir iken; ego hâlindeki bilinç için ağırlık hâline gelir.

Egonun çözülmesi, onun yok edilmesi değildir. Ego ile savaşmak, onu daha da merkeze almaktır. Çözülme, bilincin kendi yerini fark etmesiyle olur. Bilinç yerini fark ettiğinde, oluş değişmez; fakat sahiplenme biter. Olan olur, fakat taşınmaz. Bu noktada seyir ortaya çıkar.

Sonuç olarak ego, bir düşman değil; bir işarettir.

Bilincin, oluşla özdeşleştiğini gösteren bir işaret.

Ego çözüldüğünde oluş durmaz.

Sadece yük ortadan kalkar.

Mahmut Turut-2026

bottom of page