Etik Değer, Hakikat ve Bilincin Konumu

İnsan toplum içinde yaşadığı için davranışlarını düzenleyen bazı ortak ölçülere ihtiyaç duyar. Doğruluk, adalet, saygı ve sorumluluk gibi etik değerler, insanların birlikte yaşayabilmesini sağlayan temel kuralları oluşturur. Bu değerler toplumsal düzeni korumak için ortaya çıkmış ölçülerdir.
Fakat bu ölçüler çoğu zaman zihnin kurduğu “olması gereken” düşüncesi üzerinden işler. İnsanlar belirli davranışların doğru, bazılarının yanlış olduğuna inanır ve hayatlarını bu kurallara göre düzenlemeye çalışır. Bu durum özellikle bilincin zamanda olduğu hâlde belirgindir. Çünkü zamandaki bilinç kimlikler ve değerler üzerinden hareket eder. “İyi insan olmalıyım”, “doğru davranmalıyım”, “böyle yapmamalıyım” gibi düşünceler zihnin oluşturduğu ölçülerdir.
Bu nedenle fenomeni göremeyen bilinç için etik değerler toplumsal hayatın düzeni açısından gerekli hâle gelir. İnsanlar davranışlarını bu kurallar sayesinde sınırlar ve toplum içinde bir denge oluşur.
Fakat bilinç fenomeni görmeye başladığında farklı bir durum ortaya çıkar. İnsan olayları, duyguları ve zihnin yorumlarını fenomen olarak fark ettiğinde davranışları yalnızca kurallara uymak için ortaya çıkmaz. Bu durumda kişi başkasıyla olan ilişkisini doğrudan görür. Başkasına zarar vermemek bir kuraldan çok, görülen bir gerçeklik hâline gelir.
Bu noktada etik değerler ortadan kalkmaz; fakat onların anlamı değişir. Artık etik davranış bir zorunluluk ya da kural olmaktan çıkar, görmenin doğal sonucu hâline gelir.
Bu yüzden şöyle denebilir:
Fenomen görülmediğinde etik değerler düzen sağlar.
Fenomen görüldüğünde ise uyum kendiliğinden ortaya çıkar.
İnsan hakikati gördüğünde doğru davranmak için bir kurala ihtiyaç duymaz. Çünkü görme, zaten insanı uyumlu davranışa yönlendirir. Böylece etik değerler zihnin zorlayıcı kuralları olmaktan çıkar ve hayatın doğal uyumuna dönüşür.
Mahmut Turut 2026