FARKINDALIK

Farkındalıkta hiçbir dış koşul yoktur.
Çünkü farkındalık, bir şarta bağlı olarak ortaya çıkan bir hâl değildir.
O; doğru zamanın, uygun ortamın, özel bir ruh hâlinin ya da belirli bir pratiğin sonucu değildir.
Bunların tamamı bilincin dışarıya yöneldiği, zamana dayandığı ve bir hedefe ulaşmaya çalıştığı alanlara aittir.
Farkındalık, bilincin bir yere gitmesiyle değil, araya girenin çekilmesiyle olur.
Araya giren; yorumdur, yargıdır, beklentidir, geçmiş ve gelecek kurgusudur.
Araya giren; bilincin fenomenle özdeşleşmesidir.
Bu özdeşleşme sürdükçe bilinç, olanı olduğu gibi göremez; onu taşır, yüklenir ve anlamlandırmaya zorlar.
Araya giren çekildiğinde ise yeni bir şey eklenmez.
Aksine, fazlalıklar düşer.
Bilinç, kendini bir nesneye, duruma ya da zamansal akışa yaslamayı bırakır.
Olan, kendini doğrudan gösterir.
Bu doğrudanlık, farkındalığın kendisidir.
Bu nedenle farkındalık bir çaba işi değildir.
Çaba, bir eksiklik varsayar.
Oysa farkındalıkta eksik olan bir şey yoktur.
Sadece bilincin önüne geçen perde vardır ve perde çekildiğinde görüş kendiliğinden açılır.
Farkındalıkta yöntem yoktur, çünkü yöntem zamana ihtiyaç duyar.
Zaman yoktur, çünkü zaman araya giren zihinsel kurgunun ürünüdür.
Yük yoktur, çünkü yük, bilincin taşıdığı anlam fazlalığından doğar.
Farkındalık, koşullar sağlandığında gelen bir hâl değil;
koşulların anlamını yitirdiği bir açıklıktır.
Bu yüzden denilebilir ki:
Farkındalık, araya girenin çekilmesidir.
Mahmut Turut2026