İnsan İki Şekilde Yaşar: Akışta ya da Kimliklerde

İnsan yaşamı tek bir eylemin içinde sürer. Nefes alır, yürür, konuşur, yer, içer, çalışır. Dışarıdan bakıldığında herkes aynı hayatın içindedir. Fakat bilincin konumuna göre bu yaşam iki farklı şekilde deneyimlenir:
Ya akışta yaşanır, ya da değerlerde, yani kimliklerde yaşanır.
Akışta yaşamak, olanı olduğu gibi görmektir. Fenomen fenomendir. Masa masadır. Söz sözdür. Çizik çiziğidir. Bilinç burada seyirdedir. Olanı taşımadan, ek yapmadan, sahiplenmeden görür. Eylem olur ama “ben yaptım” yükü oluşmaz. Birisi bir söz söylediğinde o söz görülür; içerde bir hikâye üretilmez. Öfke yükselirse görülür; kimlik yapılmaz. Bu yaşam biçiminde bilinç bütündedir. Yaşam devam eder fakat yük oluşmaz.
Kimliklerde yaşamak ise fenomene yorum eklemekle başlar. Yorum sorun değildir; fakat yorum sahiplenildiğinde kimlik olur. “Bana saygısızlık yaptı”, “Beni değersiz gördü”, “Ben başarısızım”, “Ben haklıyım”… İşte bu cümlelerle bilinç, fenomeni değil kendi ürettiği anlamı yaşamaya başlar. Böylece akışın sade hareketi, zihinsel yükle ağırlaşır. Çizik artık sadece çizik değildir; “bana yapılmış bir haksızlık”tır. Söz artık sadece sestir; “kişiliğime saldırı”dır.
Akışta yaşayan insan olayları görür.
Kimlikte yaşayan insan olayları taşır.
Akışta yaşamda eylem vardır ama özdeşleşme yoktur.
Kimlikte yaşamda özdeşleşme vardır ve yük kaçınılmazdır.
Burada önemli olan şudur: Eylem yine akıştan gelir. Fakat bilinç zamanda ise o eylemi sahiplenir ve “benim” der. Bu sahiplenme, toplumdan alınmış değerlerle, öğrenilmiş kalıplarla, geçmiş deneyimlerle beslenir. Böylece insan doğrudan yaşamı değil, kendi yorumlarını yaşar.
Akışta yaşamak iradesizlik değildir. Günlük hayat aynen devam eder. Yemek yapılır, iş görülür, çocuk büyütülür, karar verilir. Fakat içerde bir “taşıma” yoktur. Kimlikte yaşamakta ise aynı eylemler yapılır ama bilinç sürekli yük üretir: haklılık, haksızlık, değer, değersizlik, üstünlük, yetersizlik…
Sonuçta yaşam değişmez; bilincin konumu değişir.
Akışta yaşam hafiftir.
Kimlikte yaşam ağırdır.
İnsan her an bu iki konumdan birinde bulunur. Ya olanı seyreder ya da ona yüklediğini yaşar.
Bütün mesele budur.
Mahmut Turut 2026