Kimlik, Değer ve Yükün Doğuşu

İnsan dünyaya geldiğinde hayatın içinde ortaya çıkan fenomenlerle ilişki kurarak yaşamaya başlar. Zamanla bu fenomenlerle özdeşleşir ve kendisi hakkında bazı tanımlar oluşturur. İşte bu tanımlar kimliğin temelini oluşturur.
Örneğin bir kişi “ben bir oyuncuyum” dediğinde bir kimlik ortaya çıkar. Bu ifade aynı zamanda bir aidiyet duygusunu da içerir. İnsan artık kendisini bu rol üzerinden tanımlar ve kimliği bu alanın içinde şekillenmeye başlar.
Fakat kimlik tek başına yük üretmez. Yükün ortaya çıkması genellikle kimliğin üzerine değer yüklenmesiyle başlar. Kişi “ben iyi bir oyuncuyum” dediğinde kimliğe bir değer eklemiş olur. İşte bu noktada adeta bir el bombasının pimi çekilmiş gibidir. Çünkü değer devreye girdiğinde zihin hemen “olması gereken” düşüncelerini üretmeye başlar.
Zihin şöyle konuşur:
“İyi bir oyuncu olduğuma göre kazanmalıyım.”
“Kaybetmemem gerekir.”
“Kaybetmek bana yakışmaz.”
Bu yorumlar ortaya çıktığında artık hayat yalnızca bir oyun değildir. Oyun akışın içinde ortaya çıkan bir fenomendir; fakat zihin bu fenomenin üzerine beklentiler ve ölçüler ekler.
İşte bu noktada olan ile olması gereken karşı karşıya gelir. Eğer kişi oyunu kaybederse zihin tarafından kurulan beklentiler gerçekleşmez. Bu durumda çatışma doğar ve bu çatışmanın sonucu olarak yük ortaya çıkar.
Bu nedenle yükün doğuşu çoğu zaman şu süreçle ilgilidir:
Fenomenle özdeşleşme → kimlik
Kimliğe değer yüklenmesi → olması gereken
Olması gereken ile olanın çatışması → yük
Bu yüzden denebilir ki:
Kimlik değerle birleştiğinde zihin “olması gerekeni” üretir;
olan bu beklentiyle çatıştığında ise yük ortaya çıkar.
Mahmut Turut 2026