Olanın Düzeni ve Olması Gerekenin Düzeni

İnsan dünyaya geldiğinde kendisini zaten işleyen bir düzenin içinde bulur. Güneş doğar ve batar, mevsimler değişir, rüzgâr eser, yağmur yağar. Bir tohum toprağa düşer ve filizlenir, canlılar doğar, büyür ve bir gün yaşamlarını tamamlar. Bu olayların hiçbiri insanın koyduğu kurallarla gerçekleşmez. Bunlar varoluşun kendi düzeni içinde ortaya çıkan olaylardır. Bu düzene, olanın düzeni ya da başka bir ifadeyle varoluşun düzeni denebilir.
Olanın düzeni herhangi bir kıyas yapmaz, yargı üretmez ve “olmalı” demez. Bu düzende sadece olan vardır. Bir taş düşer, bir nehir akar, bir ağaç büyür. Olan her şey akışın içinde ortaya çıkan bir fenomen olarak belirir. Bu düzen kendi doğasında nötrdür; yani iyi ya da kötü olarak değerlendirmez. Olan sadece olur.
İnsan ise yalnızca bu düzenin içinde yaşayan bir varlık değildir; aynı zamanda düşünen, yorumlayan ve değerlendiren bir varlıktır. İnsan toplum içinde yaşamaya başladığında davranışlarını düzenlemek için çeşitli kurallar ve değerler oluşturur. İnsanların birbirine nasıl davranması gerektiği, doğru ile yanlışın ne olduğu gibi sorular bu alanın konusudur. İşte bu değerler ve kurallar bütünü, olması gerekenin düzenini, yani etik düzeni oluşturur.
Etik düzen insan ilişkilerini düzenlemeye çalışır. Adalet, saygı, sorumluluk ve dürüstlük gibi ilkeler bu düzenin temelini oluşturur. Bu nedenle etik düzen çoğu zaman “olanı” değil, “nasıl olması gerektiğini” dile getirir. İnsanlara nasıl davranmaları gerektiğini hatırlatır ve toplumsal yaşamın daha düzenli olmasını amaçlar.
Böylece insan hayatında iki farklı alan ortaya çıkar: Olanın düzeni ve olması gerekenin düzeni. Olanın düzeni varoluşun akışı içinde ortaya çıkan olayları ifade eder. Olması gerekenin düzeni ise insanın bilinçli yaşamında oluşturduğu değerler ve kurallar dünyasını ifade eder.
İnsan çoğu zaman bu iki alanı birbirine karıştırır. Varoluşta ortaya çıkan bir olayı, kendi değerleri ve beklentileriyle ölçmeye başladığında, olan ile olması gereken karşı karşıya gelir. İşte bu noktada, insan için çatışma ortaya çıkar. Çünkü varoluşun düzeni “olmalı” ile işlemez; o sadece olanı ortaya çıkarır.
Bu nedenle insanın hayatı daha açık görebilmesi için bu iki düzeni ayırt edebilmesi önemlidir. Varoluşun düzeni bize olanı, etik düzen ise insanların birlikte yaşarken nasıl davranmaları gerektiğini gösterir. İnsan bu iki alanı doğru yerde anlayabildiğinde, hem hayatın doğal akışını daha açık görebilir hem de kendi davranışlarının sorumluluğunu daha bilinçli bir şekilde üstlenebilir.
Kısacası, varoluşun düzeni olanı, etik düzen ise olması gerekeni ifade eder. İnsan bu ayrımı fark ettiğinde, hem varoluşun akışını daha doğru kavrayabilir hem de kendi yaşamını daha bilinçli bir şekilde değerlendirebilir.
Mahmut Turut 2026