top of page

Olan ve Olması Gerekenin Kaynağı

Olan ve Olması Gerekenin Kaynağı
00:00 / 01:04

Hayatta iki temel düzlem vardır: olan ve olması gereken.

Olan, gerçekleşendir.

Yağmurun yağması, bir sözün söylenmesi, bir duygunun yükselmesi…

Bunlar kültüre göre değişmez, zamana göre değişmez, yere göre değişmez.

Öfke her insanda ortaya çıkabilir.

Sevinç her insanda belirir.

Acı her bedende hissedilir.

Bu yüzden olan evrenseldir.

Fenomen olarak ortaya çıkan şey, insanlığın ortak alanına aittir.

Fakat “olması gereken” böyle değildir.

“Öfke gösterilmemelidir.”

“Büyüklerin sözü kesilmemelidir.”

“Erkek ağlamamalıdır.”

“Kadın böyle davranmamalıdır.”

Bu cümleler fenomen değildir.

Bunlar öğrenilmiş ölçülerdir.

Bir toplumda doğru sayılan,

başka bir toplumda yanlış kabul edilebilir.

Bir çağda erdem olan,

başka bir çağda sorgulanabilir.

Olması gereken evrensel değildir.

İnşa edilmiştir.

Öğrenilmiştir.

Yöreseldir.

Olan doğar.

Olması gereken öğretilir.

Olan kendiliğindendir.

Olması gereken düzenleyicidir.

Bilinç yerindeyse olan görülür.

Bilinç parçada ise olması gereken devreye girer.

Ve çatışma başlar.

Olan ile olması gereken arasındaki mesafe,

yükün kaynağıdır.

Yağmur evrenseldir.

Ama “yağmurda ıslanmamak gerekir” düşüncesi öğrenilmiştir.

Duygu evrenseldir.

Ama “bu duygu gösterilmemelidir” yargısı kültüre aittir.

Bu yüzden yük, olandan doğmaz.

Olması gerekenden doğar.

Akış evrenseldir.

Değer sistemi yereldir.

İnsan, bilincin konumuna göre

ya evrenseli yaşar

ya da yöreseli taşır.

Aksiyom

Olan evrenseldir.

Olması gereken yöreseldir.

Yük, evrensel olanın yöresel ölçüyle tartılmasından doğar.

Mahmut Turut – 2026

bottom of page