Parçadaki Bilinç ve Hikâye Olarak Yaşanan Hayat

Yukarıdaki açıklamalardan çıkan sonuç şudur:
Bilinci parçada olanlar, akışı yaşamaz.
Onlar hayatı akış olarak değil;
geçmiş ve beklentiler üzerinden kurdukları bir hikâye olarak yaşarlar.
Bu, hayatın hiç yaşanmadığı anlamına gelmez.
Ama yaşanan şey, canlı hayatın kendisi değil,
hayatın zihinsel temsilleridir.
Olan olur; fakat bilinç olanın içinde değildir.
Bilinç, olanın ardından gider.
Parçalı bilinçte insan, şimdi’de duramaz.
Şimdi ya geçmişin açıklamasıyla doldurulur
ya da geleceğin beklentisiyle ertelenir.
Bu nedenle hayat, yaşanan bir gerçeklik olmaktan çıkar;
anlatılan bir hikâye hâline gelir.
Bu hikâye üç şeyle kurulur:
Hatıra, anlatı ve beklenti.
Geçmiş, “ne oldu”nun tekrar tekrar taşınmasıdır.
Beklenti, “ne olmalı”nın zihinsel tasarımıdır.
Anlatı ise bu ikisini birleştirerek
kişiye bir kimlik duygusu vermeye çalışır.
İnsan bu kimliğe tutunur ve buna “hayatım” der.
Oysa bu bir yaşam değil,
yaşamın temsilidir.
Akışta olan hayat anlatılmaz;
yaşanır.
Akışta bilinç geri çekilmiştir.
Olan olur, görünür ve geçer.
İz tutulmaz, yük birikmez.
Bu yüzden akışta hayat canlıdır.
Parçadaki bilinçte ise insan,
akışı kaçırdığı için
hayatı telafi etmeye çalışır.
Daha çok anlatır, daha çok açıklar,
daha çok plan yapar.
Ama ne kadar anlatırsa anlatsın,
canlılık geri gelmez.
Bu yüzden parçadaki bilinçte insan,
yaşadığını sanır;
ama aslında yaşadığını anlatır.
Sonuç olarak senin tespitin yerindedir:
Bilinci parçada olanlar akışı yaşamaz.
Onlar hayatı,
geçmişi ve beklentileri birbirine bağlayarak
kurdukları hikâye üzerinden yaşarlar.
Canlı hayat ise hikâyede değil;
akıştadır.
Ve akış, ancak bilinç yerinde olduğunda yaşanır.
Mahmut Turut-2026