Sabırsızlık: Olan ile Olması Gereken Arasındaki Gerilim

Sabırsızlık çoğu zaman insanın yaşadığı bir olaydan değil, o olayla ilgili zihnin kurduğu ilişki biçiminden doğar. Hayatta önce olan vardır. Bir süreç devam eder, bir iş zaman alır, bir sonuç henüz ortaya çıkmamıştır. Bu durum varoluşun akışı içinde gerçekleşen bir fenomendir.
Fakat insan zihni çoğu zaman bu akışı olduğu gibi bırakmaz. Zihin olayların nasıl olması gerektiğine dair beklentiler üretir. Bir işin daha hızlı bitmesini, bir sonucun hemen ortaya çıkmasını ya da bir durumun beklediği şekilde gerçekleşmesini ister. İşte burada zihinde bir “olması gereken” ortaya çıkar.
Eğer yaşanan durum zihnin beklediği hızda gerçekleşmezse olan ile olması gereken arasında bir fark oluşur. Bu fark insanın içinde bir gerilim doğurur. Bu gerilim çoğu zaman sabırsızlık olarak deneyimlenir.
Bu nedenle sabırsızlık yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda zihnin kurduğu bir ilişki biçimidir. Zihin akışın kendi ritmini kabul etmek yerine onu hızlandırmaya çalıştığında insan içsel bir baskı hissedebilir. İşte bu baskı, sabırsızlığın yarattığı yük olarak ortaya çıkar.
Bu açıdan bakıldığında sabırsızlık çoğu zaman bilincin zamansal konumuyla ilişkilidir. Çünkü zihin geçmişi ve geleceği düşünerek olayların belirli bir zamanda gerçekleşmesini ister. Beklenen zaman ile gerçekleşen zaman arasında fark oluştuğunda gerilim ortaya çıkar.
Bu yüzden şöyle denebilir:
Sabırsızlık, olan ile olması gereken arasındaki çatışmadan doğan bir gerilimdir.
Bu gerilim zihnin ürettiği bir yüktür ve bilincin zaman konumuyla ilişkilidir.
Bilinç olanı olduğu gibi gördüğünde ise akışın kendi ritmi fark edilir. Bu durumda olaylar zorlanmaz; yalnızca görülür ve yaşanır. Sabırsızlık yerini daha çok akışın kabulüne ve seyir hâline bırakabilir.
Mahmut Turut 2026