top of page

Sorun, Bilincin Yeri ve Anlamsızlık

Sorun, Bilincin Yeri ve Anlamsızlık
00:00 / 01:04

“Bütün sorunlar bilincin yerinde olmamasından kaynaklanır” ifadesi, psikolojik ya da sosyolojik bir tespit değil; ontolojik bir saptamadır. Sorun, olayda değil; olayla kurulan bilinç ilişkisindedir. Yani sorun, fenomenin kendisi değil, bilincin nereden baktığıdır.

Bilinç yerinde değilse —yani bütünden kopup parçaya sabitlenmişse— anlam otomatik olarak kaybolur. Çünkü anlam, parçanın kendi başına taşıdığı bir özellik değildir. Anlam, parçanın bütündeki yerinin fark edilmesidir. Bu fark ediş olmadığında ortaya çıkan şey “sorun” diye adlandırılır.

Parçalı bilinçte olan şudur:

Kişi, yaşadığı olayı kendisi sanır. Olayla özdeşleşir. Bu özdeşleşme, bilinci daraltır ve daralan bilinçte her şey ya tehdit ya eksiklik ya da haksızlık olarak görünür. İşte bu görünüm anlamsızlıktır. Anlamsızlık ise zihinde “sorun” olarak tecrübe edilir.

Bütünsel bilinçte ise olay değişmez, fakat olayın yükü düşer. Çünkü bilinç artık parçanın içinde değil, parçayı kuşatan bütündedir. Buradan bakıldığında olay, bir engel değil; bir yerleştirme hareketidir. Zor değil; zorunludur. Rastlantı değil; düzendir.

Bu nedenle sorunlar:

• Çözüldüğü için değil,

• Açıklandığı için değil,

• Kontrol edildiği için değil,

Anlam kazandığı için ortadan kalkar.

Anlam kazanan şey artık sorun değildir; deneyimdir, ders değildir; yerini bulmuş bir görünüştür.

Anlamsızlık, bilincin konum kaybıdır.

Sorun, bu kaybın zihindeki adıdır.

Bilinç yerine döndüğünde —yani bütüne yerleştiğinde— sorun diye bir şey kalmaz; sadece olan kalır.

Ve olan, bütünde daima yerli yerindedir.

Mahmut Turut, 2025

bottom of page