Suçlama ve Bilincin Konumu

İnsan başkalarını suçladığında aslında önemli bir gerçeğin içinde bulunur. Başkalarını suçlamak çoğu zaman bilincin parçalı hâlde olduğunu, yani zamanda bulunduğunu gösterir. Bu durumda zihin merkezde yer alır ve olayların üzerine “olması gereken” düşünceleri kurulmaya başlanır. Zihin belirli bir düzen ister; fakat hayatın akışı her zaman bu beklentilere göre ilerlemez.
İşte bu noktada çatışma doğar. Zihnin ürettiği “olması gereken” ile akışın içinde ortaya çıkan “olan” karşı karşıya gelir. Bu karşılaşma insanın içinde bir gerilim oluşturur ve yük ortaya çıkar. İnsan bu yükün ağırlığıyla yaşamak zorunda kalır. Öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı ve suçlama gibi duygular bu yükün dışa vurumudur.
Fakat bu durum yalnızca bir sıkıntı değildir; aynı zamanda bir işarettir. İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki artık “bittim” dediğini hisseder. İşte bu nokta önemli bir eşiği gösterir. Çünkü insan bu noktada kendisine şu soruyu sormaya başlayabilir: “Ben neredeyim? Nerede yaşıyorum?”
Aslında bu soru daha derin bir sorunun ifadesidir: “Bilincim nerede?”
İnsan bu soruyu gerçekten sormaya başladığında zihin merkez olma gücünü yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Çünkü kişi artık yalnızca olayları değil, zihnin ürettiği yorumları da fark etmeye yönelir. Bu fark ediş bilincin kendi yerine doğru yönelmesi anlamına gelir.
Bilincin yerine yönelmesi ise yükün çözülmeye başlamasıdır. İnsan hayatın içindeki fenomenleri daha açık bir şekilde görmeye başlar.
Bu nedenle denebilir ki:
İnsan zaman deneyiminden geçmeden her şeyi fenomen olarak göremez.
Çatışma ve yük bazen bilincin dönüşümüne açılan kapının işareti olabilir.
Mahmut Turut 2026