Taşıyıcı Olmak ve Seyirci Olmak

İnsan bu dünyada ya taşıyıcıdır ya da seyircidir.
Bu iki hâl, yapılan işlerle ya da yaşanan olaylarla belirlenmez. Belirleyici olan, bilincin nerede durduğudur.
Taşıyıcı olan insan, olanı yük olarak yaşar. Olanı kendine ait sayar, sorumluluk üretir, anlam yükler, açıklama yapar. Zaman onun için ardışık akar; geçmiş taşınır, gelecek beklenir. Hayat, yaşanan bir oluş olmaktan çıkar; yönetilmesi gereken bir süreç hâline gelir. Bu hâlde bilinç parçada durur ve her fenomen bir ağırlık olarak deneyimlenir.
Seyirci olan insan ise olanı taşımaya kalkmaz. Olanı, bütünün zamandaki görünümü olarak seyreder. Olaylarla arasına mesafe koymaz; ama onları sahiplenmez de. Anlam üretme, yargılama ve müdahale etme geri çekilmiştir. Bu nedenle yük yoktur. Hayat anlatı değildir; doğrudan yaşantıdır. Zaman, taşınan bir şey olmaktan çıkar; seyredilen bir akış hâlini alır.
Bu iki hâl arasında geçiş yapmak, dış koşulları değiştirmekle mümkün değildir. Ne mekân, ne insan, ne olaylar bu farkı belirler. Aynı hayat, aynı koşullar, aynı olaylar; fakat bakan yer değişmiştir. Taşıyıcı ile seyirci arasındaki fark, yaşamın içeriğinde değil, bilincin konumundadır.
İnsan bazen taşıyıcı olduğunu fark eder, bazen seyirde olduğunu. Bu fark ediş, bir tercih değil; bir açıklıktır. Bilinç kendi yerini gördüğünde, taşıma kendiliğinden düşer. Seyir bir çaba sonucu değil, yükün ortadan kalkmasıyla ortaya çıkar.
Bu yüzden mesele, hayatta ne yaşandığı değildir.
Mesele, yaşananın nasıl taşındığı ya da seyredildiğidir.
İnsan bu dünyada ya yük taşır
ya da hayatı seyreder.
Her ikisi de bilincin nerede durduğuna bağlıdır.
Mahmut Turut
2026