Yük, Seyir ve Hayatın Kime Ait Olduğunun ayrımı

Hayat, herkes için akar.
Günler geçer, olaylar olur, zaman ilerler.
Fakat akan bu hayatın gerçekten kime ait olduğu,
nasıl yaşandığıyla değil;
nasıl deneyimlendiğiyle belirlenir.
Yaşanan hayat yükse,
o hayat kişiye ait değildir.
Çünkü yük, bilincin hayata dışarıdan eklediği bir ağırlıktır.
Beklentiler, zorunluluklar, korkular, pişmanlıklar
hayatın kendisi değildir;
hayata yapışmış fazlalıklardır.
Yükle yaşanan hayatta insan:
• zamanı taşır,
• olayları sorunlaştırır,
• kendini sürekli savunur,
• olanla çatışır.
Bu durumda kişi hayatı yaşamaz;
hayat onu yaşar.
Hayat akar, ama bilinç orada değildir.
Bilinç yoksa sahiplik de yoktur.
Seyir ise bambaşka bir hâldir.
Seyirde hayat durmaz;
eylem bitmez;
zorluk ortadan kalkmaz.
Fakat bilinç, olanın içine düşmez.
Olanı görür, yaşar ama yüklenmez.
Seyirde olan hayat hafiftir.
Hafif olduğu için kaçılmaz,
ertelenmez,
bastırılmaz.
Böyle bir hayatta insan,
kendi hayatının tanığı değil;
sahibidir.
Yük, hayatın sertliği değildir.
Yük, bilincin yanlış yerde durmasıdır.
Bilinç parçada kaldığında hayat ağırlaşır;
bütünde durduğunda hayat seyir olur.
Bu nedenle mesele,
daha kolay bir hayat yaşamak değil;
hayatı yükten arındırmaktır.
Çünkü yük olan hayat,
başkalarının, koşulların ya da alışkanlıkların hayatıdır.
Seyir olan hayat ise
bilincin dokunduğu,
fark edilen
ve bu yüzden kişiye ait olan hayattır.
Yaşadığımız hayat yükse bize ait değildir;
seyirse bize aittir.
Mahmut Turut, 2026