Yük Olarak Yaşamak mı, Olanı Yaşamak mı?

Akış yük olduğunda bilinç, olanı akış olarak yaşamaz;
ama bu, bilincin hiç yaşamadığı anlamına gelmez.
Bilinç yaşar; fakat yaşadığı şey olanın kendisi değil,
olanın taşınan temsilidir.
Buradaki ayrım çok kritiktir.
Bilinç yerinde olduğunda, olan yaşanır.
Yaşamak, doğrudan temas demektir.
Olan olur ve biter; iz bırakmaz, yük oluşturmaz.
Fenomen görünür, seyredilir ve geçer.
Bilinç, oluşun içinden geçer ama onu sırtına almaz.
Bilinç parçada durduğunda ise olan, akış olmaktan çıkar.
Olan artık yaşanmaz; taşınır.
Bu noktada bilinç, olanla temas hâlinde değildir;
olanın anlamlandırılmış, etiketlenmiş, zamana yayılmış hâli ile meşguldür.
Yük olarak yaşamak şudur:
•Olanın kendisi geçmiştir
•Ama izi tutulmaktadır
•Bilinç, olanı şimdi’de değil,
geçmiş–gelecek ekseninde yaşamaktadır
Bu yüzden yük hâlindeki bilinç, “olan”ı değil;
olanın hikâyesini yaşar.
Bu bir yaşantıdır, evet.
Ama bu yaşantı:
•Doğrudan değildir
•Canlı değildir
•Akışta değildir
Bu nedenle bilinç, yükü yaşarken olanı kaçırır.
Burada paradoks gibi görünen şey şudur:
Bilinç en yoğun biçimde meşguldür;
ama hayatta değildir.
Çünkü hayat, akıştadır.
Yük ise geçmişte ya da gelecektedir.
Yük hâlinde bilinç:
•Sürekli düşünür
•Sürekli hesaplar
•Sürekli tekrar eder
Ama olanla temas etmez.
Bu yüzden “yük olarak yaşamak”,
ontolojik olarak yaşamın yerini tutmaz.
Bu bir temsil yaşantısıdır;
hayatın kendisi değil,
hayat hakkında taşınan bir tortudur.
Bilinç yerini fark ettiğinde yük düşer.
Ama yaşantı kaybolmaz;
aksine ilk kez yaşantı başlar.
Sonuç olarak:
Yük olarak bilinç yaşar;
ama olanı yaşamaz.
Olanı yaşamak,
ancak akışta mümkündür.
Yükte bilinç vardır;
akışta hayat vardır.
Mahmut Turut-2026