top of page

Yük ve Çatışma

Yük, olanla girilen bir çatışma hâlidir.

Bu çatışma dış dünyayla değil; bilincin kendi kurduğu anlamlarla yaşanır. Olan, olduğu gibidir. Çatışma, olanla değil; olanın kabul edilmemesiyle ortaya çıkar. Bilinç, olanı değiştirmek, düzeltmek ya da başka türlü olmasını istemek istediğinde yük başlar.

Yük, olayların ağırlığı değildir. Aynı olay, bir bilinçte yük olurken başka bir bilinçte seyir olabilir. Bu fark, olayda değil; bilincin olanla kurduğu ilişkidedir. Olanla çelişen bilinç, zamanın içine düşer. Geçmişte kalan bilinç pişmanlık üretir; geleceğe kaçan bilinç kaygı üretir. Her iki hâl de, olanla çatışmanın zamansal yansımalarıdır.

Çatışma başladığında bilinç parçada kalır. Parça, bütünden kopuk algılanır. Olan, artık bütünün bir açılımı değil; düzeltilmesi gereken bir sorun gibi görünür. Bu bakış, bilinci eyleme değil; gerilime sürükler. Gerilim ise yükün kendisidir.

Olanla çatışma çözüldüğünde, yük de çözülür. Çözüm, olanı onaylamak ya da kabullenmek değildir. Kabulleniş, hâlâ bir tutumdur ve zamansaldır. Çözüm, bilincin kendi yerine dönmesidir. Bilinç yerinde olduğunda, olanla çelişmez. Olan, açıklama istemez; seyir ister.

Bu konumda zaman hâlâ vardır. Olan yine olur. Eylem yine gerçekleşir. Ancak eylem, çatışmadan değil; uyumdan doğar. Bilinç, olanı değiştirmeye çalışmadan, olanın içinde doğru karşılığı bulur.

Sonuç olarak:

Yük, kaçınılmaz değildir.

Yük, öğrenilmesi gereken bir ders de değildir.

Yük, sadece şunu gösterir:

Bilinç, olanla çatışmaktadır.

Çatışma bittiğinde,

yük kendiliğinden düşer.

Mahmut Turut – 2026

bottom of page