Yaşamak, bilincin olanı olduğu gibi seyretmesidir

Yaşamak çoğu zaman yanlış yerde aranır. Yapmakta, başarmakta, değiştirmekte ya da bir şeylere katlanmakta… Oysa yaşamak, bunların hiçbiri değildir. Yaşamak, bilincin olanı olduğu gibi seyretmesidir. Ne eksilterek ne ekleyerek, ne yorumlayarak ne de yükleyerek. Olan, bilincin önünde belirir ve yine bilincin önünde kaybolur.
Bilinç yerinde olduğunda, olanla arasında bir mesafe yoktur; ama bu mesafe yokluğu özdeşleşme anlamına gelmez. Aksine, aracısızlıktır. Bilinç, olana karışmaz; olanı taşımaya kalkmaz. Olanı taşıyan bilinç, yaşamaz. Çünkü taşımak, geçmişi ve geleceği şimdiye yığmaktır. Yaşam burada sıkışır, ağırlaşır, anlatıya dönüşür.
Seyir ise hafifliktir. Bilinç, zamanın içine yerleşmez; zamanın açılımını izler. Olan bir sorun, bir tehdit ya da bir görev olarak değil; bir oluş olarak görünür. Bu durumda yaşam, yapılacak bir şey olmaktan çıkar; kendiliğinden gerçekleşen bir hâl olur. İnsan yaşamı yönetmez, düzenlemez, kontrol etmez; yaşam kendini bilince açar.
Olanı olduğu gibi görmek, kabul etmek değildir. Kabul, hâlâ bir tavırdır ve bilinci parçada tutar. Seyir ise tavırsızlıktır. Ne onaylar ne reddeder. Olanı düzeltmeye çalışmaz; çünkü düzeltilmesi gereken bir “yanlışlık” görmez. Yanlışlık ve doğruluk, parçada anlam kazanır. Seyirde ise yalnızca açıklık vardır.
Bu nedenle yaşamak, bir beceri değildir. Öğrenilecek bir teknik ya da ulaşılacak bir seviye hiç değildir. Yaşamak, bilincin kendi yerine gelmesidir. Bilinç yerinde olduğunda, hayat yaşanır; bilinç parçada kaldığında ise hayat taşınır.
Sonuç olarak, yaşamak; koşmak, tutunmak, başarmak ya da dayanmak değildir.
Yaşamak, bilincin olanı olduğu gibi seyretmesidir.
Mahmut Turut-2026